Diyet - film

“KEMİKLERİNE KADAR” ZAYIFLAMAK İSTER MİSİN?- 1

Bu yazımızda diyet konulu bir filmi ele alacağız: “To The Bone/Kemiklerine Kadar”
Öncelikle kısaca filmin konusuna değinelim: Ellen, anokresiya nervosa yeme bozukluğu olan başkarakterimizdir. Film boyunca Ellen’ın hastalığa karşı tutumunu, hastalıkla nasıl mücadele ettiğini, hastalığının sonuçlarını izlerken diğer taraftan Ellen’ın çevresinde olan annesi, kız kardeşi, üvey annesinin de davranışlarını da göreceğiz ve Ellen’ın tedavi olurken kaldığı tedavi merkezinde başka yeme bozukluğu olan kişileri de kısaca tanıyacağız.
Filmi izlerken nasıl yorumlamam gerektiğini çok düşündüm: “Sadece anoreksiya nervosadan mı bahsetmeliyim yoksa kısa kısa beni etkileyen sözlerden ve yerlerden mi bahsetmeliyim?” diye. Sonra internette biraz filmle ilgili yorumlara baktım ve zaten birçok kişinin aslında anoreksiya üzerinde durduğunu gördüm. O yüzden ben, beni etkileyen yerlerden bahsetmeye ve iki blog yazısı şeklinde ayırmaya karar verdim. O zaman başlayalım…
Film başlarken; Sanki televizyonu her açtığında ya da bir dergiye her baktığında diyor ki “Aman Tanrım, bu pasta çok lezzetli!” Ödülün falanmış gibi sonra sayfayı çeviriyorsun ve orada üzgün, şişman “önceki hali” kızı var ve “kendimden nefret ediyorum” diyor. Sonra zayıf, “sonraki hali” kızı, “Diyet yaptım, artık herkes beni seviyor.” diyor. İlk olarak gördüğümüz, bir besini ödül olarak algılamak; ikincisi ise şişman bir insanın şişman olduğu için kendinden nefret ettiğini söylerken “sonraki hali”nin dediğinden de anlayabileceğimiz gibi çevresindekilerin de ondan nefret ettiğini düşünüyor olması. Yani kilo vermeyi kendi sağlığından ziyade çevresindekilerin kendisini sevmesi için istiyor olması. O zaman ele alacağımız konu: “Öncesi-Sonrası Fotoğrafları”
Öncelikle düşünelim, kilo vermek istiyorsunuz ve bir diyetisyenin instagram, web sitesi vb. adresine girdiniz, ilk bakacağınız şey ne olurdu? Maalesef cevapların çoğu: “Öncesi-Sonrası Fotoğrafları”. Bu fotoğrafların amacı her ne kadar kilo vermede sizin için motivasyon kaynağı olacağını düşünseniz de işin aslı başka. Yapılan bir çalışmada bu tür fotoğrafların benlik saygısını azaltabileceğini, olumsuz beden algısının oluşabileceğini, kitle iletişim araçlarının vücut memnuniyetsizliğinde rol oynayabileceğini göstermiştir. Yani sizin motivasyon kaynağı olarak düşündüğünüz durum tam tersine dönecektir. Bu süreçte kendinize şunu sormanız iyi bir seçenek olabilir: “Kilo vermekteki amacım nedir?”
Cevabınız, çevremdekilerin beni sevmesi ise bu süreç sizin için zor, hızlı kilo vermeyi amaçlayan diyet programları, detoks gibi programları deneyip kilo verdikten sonra eski düzene geri dönmenizle birlikte verilen kiloların geri alınması ve bu sürecin tekrar tekrar uygulanmasıyla bir kısır döngüye girmeniz kaçınılmaz olacaktır. Yani bu süreç sizi maddi ve manevi olarak zorlayacaktır.
Eğer cevabınız daha sağlıklı bir yaşamsa bu süreç sizin için maddi ve manevi daha iyi geçecektir. Çünkü bu süreci benimsemiş, hayatınızı sağlıklı beslenmeye uygun hale getirmiş, öz güveniniz ve vücut memnuniyetiniz yükselmiş bir şekilde devam ettireceksiniz.
Sonuç olarak, kilo vermeyi düşünüyorsanız diyetisyen seçerken “Öncesi-Sonrası Fotoğraflar”dan çok sizin sağlığınızı öncelikli olarak düşünen bir diyetisyenle ilerlemeniz besinlerle daha güvenli bir bağ kurmanızı ve benlik saygınızı arttırmaya daha çok yardımcı olacaktır.
İzlemek isteyenler için film linkine tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Sağlıklı günler dilerim…
Diyetisyen Meryem Hafızoğlu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir